KERBELA OLAYI VE MATEM

 

Kerbela vakası, Alevilerin bitmez tükenmez bilmeyen, her daim andıkları, kollektif bilinçlerine yerleşen, ortak yarası ve bu yaranın verdiği acıdır.

Kerbela’da yaşanan vahşet bugüne kadar İslam tarihinde Ehl-i Beyt”e yapılmış en büyük zulmün semboli olup kara bir leke olarak durmaktadır. Kerbela, Irak’ın Bağdat şehrinin 90 km kadar güneybatısında, Fırat nehrine de çok yakın bir mesafede bulunan bölgenin adıdır. Burada 680 yılında Hz. Ali’nin küçük oğlu olan, Hz. Muhammed’in kızı Fatima’dan doğan torunu, Hz. Hüseyin şehid edilmiştir.[1] Hz. İmam Hüseyin’in şahadeti o günden bugüne Alevilerce Muharrem ayında yas tutularak anılmaktadır.

İslam dünyasının bu unutulması mümkün olmayan faciası, Alevilerin benliğinde sanki bu zamanda yaşanmış gibi yer edinmiştir. Bundan dolayıdır ki Hz. Hüseyin’i ve Matemi, edebiyatlarına, seremonilerine ve inançsal uygulamalarına büyük bir ölçüde yansıtmışlardır. Haksızlığa karşı duruşun semboli haline gelen ve hiçbir şekilde Yezid’e ve Emevi zihniyetine boyun eğmeyip, inancına sahip çıkan, Hz. Hüseyin’i anmak, ibadetin en güzel biçimlerinden sayılmaktadır.

Kerbela’da Yaşanan Zulüm

Kerbela olayını anlayabilmek için daha önce vuku bulan bazı gelişmelere kısaca değinmek gerekir. Çünkü tarihte meydana gelen her olayın mutlaka bir geçmişi ve çeşitli sebepleri vardır. Daha öncede çeşitli vesilelerle belirttiğimiz gibi Hz. Muhammed’in mensup olduğu Haşimiler kabilesi ile Ebu Sufyan, Halife Osman, Muaviye ve Yezidin mensubu olduğu Ümmeyye oğulları arasında eskilere dayanan bir rekabet ve düşmanlık mevcuttu. Burada şu hatırlatmayı tekrar yapmakta fayda görüyoruz. Ebu Sufyan, Muaviye’nin babasıdır, Muaviye ise Halife Osman tarafından Şam şehrine vali olarak, tayin edilen Yezit’in babasıdır. Her iki kabilede topluma nüfuz etmek ve yönetimi ellerinde bulundurmak istiyorlardı. Bu sebepten dolayı çeşitli şekillerde sürekli bir sürtüşme ve gerginlik hâkimdi. Peygamberin Haşimilerden olması, Ümmeyeoğullarını kaygılandırıyordu. Hz. Muhammed’e olmadık hakaretlerde bulunmuşlardı ve Peygambere karşı İslam tarihinin en büyük savaşlarını Bedir’i, Uhud’u, Hendek’i organize etmişlerdi. Fakat İslamiyet buna rağmen giderek yayılmaktaydı. Bunun neticesinde Ümeyyeoğulları, yani Emeviler kaybedeceklerini anlayınca da, görünürde İslamiyet’i kabul etmiş gözüktüler. Bu özde bir kabullenme değil, sözde bir kabullenmeydi.

İçindeki kinleri ve düşmanlıkları devam ediyordu. Peygamberin Hakk’a yürümesinden sonra eski kin, hırs ve iktidar mücadeleleri yeniden başlamıştı. İlk önce Hz. Ali’nin halifeliği engellendi ve Ebu Bekir’in halife seçilmesiyle birlikte iktidar Haşimilerin ellinden çıkmıştı. Hz. Ali, Ömer ve Osman’dan sonra, yoğun ısrarlar sonucu ancak halife olabilmişti. Fakat Muaviye Hz. Ali’nin hilafetini kabul etmiyordu. Muaviye, Halife Osman zamanında kendine sağlanan imkânlardan dolayı büyük bir gücü elinde bulunduruyordu. Halife Osman kendi döneminde, ayrıca diğer birçok akrabasını ve Hz. Muhammed’in sürgün etmiş olduğu Mervanı’da, devletin çeşitli yerlerine yerleştirerek önemli görevlere getirmişti. Bu Emevi zihniyeti Muaviye’nin öncülüğünde Hz. Ali’ye karşı propaganda yapıp düşmanlığını sürdürmüş ve en sonunda da Sıffın savaşını organize etmiştir. Türlü hileler sonucunda (örneğin: Hakem olayı) Muaviye hilafete oturmuştu. Kendisinden sonra ise gasp ettiği hilafete, oğlu Yezid’i getirmişti. Bu haksız zümrenin Peygamber evladına olan kinleri o kadar derinleşmişti ki, Hz. Ali’yi şehid ettirdiler. Kısmen bir anlaşmaya giden Hz. Hasan’ı bile zehirlettiler. Ölüm döşeğinde bulunan Muaviye, oğlu Yezid’e, Hz. Hüseyin’den kendisine biat etmesi için her şeyi yapmasını vasiyet etmişti.[2] Yezid, babasının vasiyetini eksiksiz bir şekilde yerine getirmeyi planlıyordu.

Halifeliğini kabul etmeyen Hz. Hüseyin’e haber göndererek biat etmesini, yani halifeliğini tanımasını istiyordu. Fakat Hz. Hüseyin hiçbir şekilde ve hiçbir şart altında Yezid’in halifeliğini kabul etmiyordu. Sunulan maddi imkânların hepsini red ediyordu ve kardeşi Hz. Hasan’ın yaptığı kısmı bir anlaşmayı bile uygun görmüyordu. Ne olursa olsun inancı uğruna Yezid’e direnecekti. Hz. Hüseyin’in üzerinde, gün geçtikçe yoğun bir baskı artmaktaydı ve Peygamberin torunu bulunduğu Medine şehrinden ayrılmak zorunda kaldı. Yezid’e biat etmeyen Hz. Hüseyin, Küfelilerin ısrarlı daveti üzerine ailesi, akraba ve yakın dostları ile birlikte, Küfe şehrine doğru hareket etti. Fakat Yezid, sayıları yüz kişiyi bulmayan bu kafileyi Kerbela denilen mevkide sardırmış ve Fırat nehri ile aralarını keserek susuz bırakmıştı. Hz. Hüseyin’in karşısında binlerce askerden oluşan bir Yezid ordusu bulunuyordu.[3] Bu ordu Hz. Hüseyin’i biata zorluyordu ama Hz. Hüseyin ve beraberindekiler kesinlikle hiçbir şekilde Yezid’e biat etmek istemiyorlardı.

Tarihe Kerbela faciası olarak geçen bir savaş meydana geldi. Bir avuç insana karşı binlerce askerden oluşan bir ordu saldırıyordu. Yiğitçe ve şerefli bir şekilde savaşan Hz. Hüseyin ve beraberindekilerin nerdeyse tamamı şehid edildiler. Hz. Hüseyin’in mübarek başı kesilerek, zalim Yezid’in önüne götürüldü. Yezid : “Keşke atalarım bu günü görebilseydi.” diyerek duyduğu nefret ve kinin altını bir kez daha çiziyordu.

Ehl-i Beyt’e sarılın, ben kıyamet gününde onları size soracağım

diye vasiyet eden Hz. Peygamberin çok sevdiği torunu imam Hüseyin böylece katledildi. O faciadan yalnızca İmam Zeynel Abidin kurtuldu ve imamet böylece devam edebildi. Peygamber evladına ve vasiyetine böyle davranan bir anlayışın Alevilerin nazarında hiçbir kıymetinin olmadığını da belirtelim.

Kerbela Olayının Toplum Psikolojisine Etkisi

Kerbela faciasının Alevilerin toplum psikolojilerine çok derin etkileri olmuştur. Aleviler Hz. Hüseyin’i Hakk’ın ve haksızlığa karşı durmanın timsali olarak görürler. Hz. Hüseyin adına binlerce şiir, ağıt ve mersiyeler yazmışlardır. Kerbela olayını nesilden nesile anlatırlar, hafızalarda canlı tutmaya çalışırlar, örneğin: çocuklarına sıkça Hz. Hüseyin’in ismini verirler. Yezid’e her daim lanet okurlar. Bakınız Alevilerin Yedi Hak Aşığından biri olan, edebiyatıylada bütün dünyada tanınan Fuzuli “Saadete Ermişlerin Bahçesi (Hadikatüssuada)” isimli eserinde bakın durumu nasıl değerlendiriyor:

“Bilmek gerekir ki, Adem devrinden son Peygambere kadar bütün geçmiş asırlarda insanların hepsine ferdan erişmiş olan her sınıf belayı bir araya toplasalar, Kerbela musibetinin binde biri yerine geçmez. Ve itikat etmek gerekir ki, öteki belalardan hiç biri, Kerbela vakasını düşünen hakikat ehline tesir etmez. Eşkiyanın zulmü ve evliyanın sabrında gizlenen hikmet sırları orada zuhura gelmiştir.”[4]

Fuzuli Adem peygamberden bugüne kadar yaşanan hiçbir acının Kerbela ile kıyaslanamayacağını belirterek, Alevilerin nezdinde bu vakanın nasıl bir yere sahip olduğunu gözler önüne sermektedir. Fuzuli, yine aynı eserinde şöyle bir anlatıma da yer vermektedir:

”Rivayet ederler ki, Hz. İmam Hüseyin, şehid olunca beyaz bir güvercin havadan inip kanatlarını o mazlumun kanıyle gül rengine boyadıktan sonra Medine’ye doğru uçtu. Ve Resulullahın ravzası etrafında dolaşıp kanatlarından damla damla kan akıttı. Bu hali görenler: Acaba neye alemettir?… diye hayrette kalmışlardı.

Kerbela vakası haber alınınca güvercinin kanadından akan kanla Kerbela ahvaline dair Peygambere mektup yazıldığı anlaşıldı.” [5]

İşte Fuzuli’nin bu anlatımı bizlere Kerbela olayının, Alevilerin zihinlerini ne denli etkileyip, meşgul ettiğini açıkça göstermektedir. Buna benzer birçok anlatıma Alevi geleneğinde rastlamak mümkündür. Pir Sultan ise Hz. İmam Hüseyin’i bir şiirine şöyle konu etmektedir :

Yine tamam oldu senenin başı

Aktıkça akıyor gözümün yaşı

Mümin olanlara veriyor cuşu

Münkir Yezit kıymetini bilmedi.

 

İnşallah Yezit’in nesli kırılır

Mümin olan Hak Cemine derilir

Bir orucun bin bir hacca yazılır

Oruç tutan ebet mahrum olmadı.

 

Peygamber’in vasisini kodular

Alnına da Mervan adın dediler

12 İmam’ı bir bir yediler

Mazlumların ahı yerde kalmadı.

 

Hasan ile Hüseyin Ali’nin oğlu

Yezit’in elinden ciğeri dağlı

Mümin olan Şah’a ikrarla bağlı

İkrarı bend olan yoldan dönmedi

 

Ne dilersen Hak’tan dile dileği

Muhammet Ali’nin yanar çırağı

Pir Sultan’ım Mevla ile durağı

Pire ikrar veren geri dönmedi.[6]

Buna benzer Hz. Hüseyin’i ve Kerbela olayını konu alan binlerce örneğe rastlamak mümkündür. Haksızlığa karşı duruşun sembolü olan imam Hüseyin günümüzde de verdiği mücadeleyle örnek teşkil etmektedir. İdealleri ve inançları uğruna ölümü göze almak elbette ki kolay bir seçim değildir. Hz. Hüseyin bu seçimle fiziki olarak hayatını kaybetti ama onurlu duruşuyla bütün insanlığa sonsuza dek örnek oldu. Bu dik duruş, Alevi inanç ve felsefesin de çok derin etkiler bırakmakla birlikte, her zaman zalimin zülmü karşısında boyun eğmemeyi Alevi insanına öğretmiştir. İşte bundan dolayıdır ki Aleviler tarihin her döneminde mazlumun yanında zalimin ise karşısında olmuşlardır. İmam Hüseyin demek canı pahasına, dünya malına ve zevkine tema etmeden, her koşulda kendi inancına, düşüncesine, yani davasına sahip çıkmaktır. Alevi inancını karakterize eden en önemli unsurlardan biri de her zaman mazlumun yanında olmaktır. İmam Hüseyin’in yaşamı ve mücadelesi bunun en güzel örneğini teşkil etmektedir.

Matem, Muharrem Ayı ve Aşure

Matem ayı, Muharrem ayı veya On İki İmamlar orucu diye adlandırılan dönem, Alevilerin en başta gelen ibadet ve merasimlerindendir. Dünyadaki bütün Aleviler bu ayda Allah rızası için oruç tutup yasa girerler. Hz. Hüseyin’i ve diğer imamları anıp sürekli anlatırlar. Muharrem ayında oruç tutmak eskilere dayanan bir gelenek olup Peygamberlerin kutsal saydıkları ve oruç tuttukları bir zaman dilimidir. Aleviler açısından Muharrem ayı aynı zamanda, Kerbela olayından dolayı, Mateme girilen bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır. Yüz yıllar boyudur ugulanan ve gelenekselleşen bu durum, yine kendine özgü ritüelleriyle Aleviler arasında tüm canlılığıyla yaşanmaktadır.

Matem’in başlangıcı Kurban bayramından sonraya denk gelir. Kurban bayramı 10 Zilhicce günüdür. O günden itibaren yirmi gün sayılıp, o akşam oruca niyet edilir. Ertesi sabahtan itibaren Muharrem orucu başlamış olur.[7] Matem boyunca Aleviler her türlü zevk verici faaliyeten, eğlenceden v.s uzak dururlar. Su içmezler ve kesinlikle et yemezler. Hiçbir canlıya Matem boyunca zarar vermezler. Geleneksel olarak saç ve sakal tıraşı yapılmaz. Eğlence ve düğünlere gidilmez. Gülmek, eğlenmek hoş karşılanmaz. Karı-koca münasebetleri kesilir. Alevi-Bektaşiler Muharremin birinci gününden onuncu gününe kadar oruç tutup kesinlikle su içmezler, buna bazı yörelerde su orucu denilmektedir.[8] Fakat Matem orucu genellikle on iki gün tutulmaktadır. 12 İmamları anmak ve onlara denk gelen bir sayı olduğu için de On İki İmamlar orucu olarak da adlandırılır. Bölgelere göre bazı uygulama ve rituel farklılığı gözükse de öz itibariyle amaç ve genel gidişat aynıdır. Kerbela’da yaşanlardan dolayı matemi yaşamak ve On İki İmamları anmak hedeflenir. Ayrıca Kerbela faciasından kurtulan İmam Zeynel Abidin için Allah’a şükür edilir. Muharrem orucu boyunca dualar edilir, gülbenkler okunur, mersiyeler dillendirilir ve bilgilendirici konuşmalar yapılır. Yas tutma ve ibadet iç içe geçerek kendine özgü seremonileriyle birlikte gelenekselleşmiştir. Örneğin, Muharrem orucuna başalma niyetinin bir bölümü şöyledir:

“ Bismi Şah, Allah Allah…

Erenler himmetine, er Hakk Muhammed Ali’nin aşkına, Hz. İmam Hüseyin efendimizin savm-ı atsanına (susuzluk orucuna) ve Kerbela’da şehit olanların ervah-i tayyiblerine (güzel ruhlarına) ve niyyet-i matem Hazret-i Fatima-tüz-Zehra’nın şefa’atına… ve oniki imam, on dört masum-u pakan efendilerimizin sevkına. On yedi Kemer-bestgan hazretlerinin hürmetleri üzerlerimizde hazır ve nazır ola. Yuf münkire, lanet Yezid’e rahmet mümine.

Gerçek erenler demine dost erenler Hü, sekkahüm ya Hüseyin… Allah eyvallah Hü dost…” [9]

Matem’in sonunda kurbanlar kesilir, Cem ibadeti yapılır ve Aşure pişirilir. Aşure Muharrem ayının onuncu gününe denilir. Sözcüğün asıl ifade şekli “Aşura” olup Arap aylarının ilki olan Muharrem’in onuncu gününe verilen isimdir. Alevilerde ise Aşure, Muharrem orucunun sonunda çeşitli yemişler ile pişirdikleri tatlı çorbanın adıdır. Aşure çorbası kırsal bölgelerde genellikle komşulara dağıtılır. Şehirlerde ise yeni kurulan Cemevlerinde Cemaatle birlikte yenilir. Ayrıca Aşure, sevincin ve mutluluğun bir ifadesi olarak algılanır. Bu mana da İmam Zeynel Abidin’in kurtuluşu ve imametin devam etmesi, Aleviler için bir sevinç vesilesidir. Söylencelere göre Aşure günü, tarihte vuk’u bulan birçok olaya denk gelmektedir. Örneğin, Nuh’un gemisi bugün karaya oturmuş ve Nuh peygamber kalan erzaklardan Aşure çorbası pişirmiştir. Hz. İbrahim yine Aşure günü Nemrud’un ateşinden kurtulmuştur. İsa peygamber bu gün göğe çekilmiştir. Bunlara benzer ve Aşure gününe denk gelen daha birçok olay anlatılır ve böylece Aşure’nin önemi vurgulanır.

Yukarda belirtiğimiz gibi Matem’in sonunda kurbanlarda tığlanır (kesilir). Buda zaman içinde yine gelenek haline gelmiş bir uygulamadır. Örnek olması açısından bir Tekbir ve kurban duasını aşağıda vermek istiyoruz. Dede ya da görevli kişiler kurbanlar kesilmeden önce şu duayı verirler:

Kurbanlarımızın kabulü için diyelim bir

Allah,         Allah…

Ferman-ı       Celil

Kurban-ı     Halil

Delil-i       Cebrail

Can- ı         İsmail

“Allahü Ekber, Allahü Ekber

La ilahe illalahü Vallahü Ekber

Allahü Ekber

ve lillah-il hamd ( üç kez okunur)

La Feta illa Ali

La Seyfe illa Zülfikar

Bismillahi Tekbir Allahü Ekber”

deyip kurban kesilir ve daha sonra ise şu dua okunur:

“Allah, Allah kurbanlarımız kabul, muratlarımız hasıl ola. Her tüyüne binbir sevap yazıla. Kazalara kalkan belalara bekçi ola”[10] diye devam eder. Böylece kurbanlarda kesilip yendikten sonra, Matemden çıkılmış olur. Biz burada Matem’ i genel hatlarıyla anlatmaya çalıştık. Tabi ki Matem boyunca uygulanan daha birçok rituel ve seremoni bulunmaktadır. Bunları ayrıntılı anlatmak eserimizin muhtevası ve amacı açısından maalesef mümkün olmamaktadır. Bu bilgilerle yetinerek Matem’in günümüz Aleviliğindeki önemine de bir parça değinmek istiyoruz.

Matem’in Günümüz Örgütlenmesindeki Önemi

Dünya’nın her yerinde Aleviler Cemevleri kurup örgütlenmekteler. Kendilerini çeşitli toplumsal sebeplerden dolayı, açığa vurmayan ve içe dönük bir yaşam süren Aleviler, nihayet inançlarını aleni bir şeklilde uygulamaktalar. Matem dönemi, inancın ve duygusallığın en üst düzeyde yaşandığı zamandır. Biz bu çalışmamızın anket bölümünü, özellikle Muharrem ayında Cemevlerini dolduran insanlar ile birlikte gerçekleştirme fırsatı bulduk. Birçok gözlemleme yapıp Alevi inancında uygulanan seremonileri bire bir izleme olanağımız oldu. Burada gözümüze çarpan en önemli olgu şu olmuştur: Hz. Hüseyin günümüzde 21. yüzyılda bile halen Alevileri biraraya getirmeye vesile olmaktadır. Özellikle Avrupa da ve daha yoğun olarak da Almanya’da bulunan Cemevlerine, Alevi insanı akın etmekte ve inanç günlerine sahip çıkmaktalar. Avrupada yaşayan ve Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden gelen Aleviler, bölge farkı gözetmeden uyum içinde ibadet ve kültürlerini icara edebiliyorlar. Kendi aralarında büyük bir ölçüde birlik ve dirlik sağlanmış durumdadırlar. İnsanların inanca ve Hak- Muhammed–Ali yoluna olan bağlılıklarını, en yoğun duygusal hallerini, yine Matem döneminde Cemevlerinde görmek mümkündür. Matem’in bu şekilde yoğun yaşanması, Alevi toplumunun örgütlenmesi açısından hayati önem taşımaktadır. Bu çalışmaya öncülük eden Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) bu bağlamda çok değerli katkıları olmuştur. Yine Almanya’nın çeşitli şehirlerinde kurulmuş 140’ın üstünde Cemevi örgütlülük adına büyük bir gayret içinde bulunmaktadır. Çocukların ve gençlerin Matem’i görüp yaşamaları pedagojik açıdan paha bilçilmez bir fırsattır. Muharrem ayı boyunca konferanslar verilmekte, inanç ve ritüeller birebir yaşanmaktadır. Matem ayı bir bakıma Cemevlerine can vermekte ve yaşamasını sağlamaktadır. Kerbela’da şehid edilen İmam Hüseyin’in o mübarek kanı, günümüz Alevisine sanki hayat vermektedir. Aleviler, birçok yönüyle küreselleşen dünyada yeniden organize olmaya mecburdurlar. Belki de birçok uygulama yeniden değerlendirilip özünü bozmadan yapılandırılmalıdır. Çünkü kırsal bölgelerin toplumsal koşulları, modern ve kapitalist toplumlarınkinden kıyaslanamayacak düzeyde farklıdır. İşte böyle bir durumda insan ilişkileri, yaşam tarzları, iş hayatı ve maddi koşullar göz önünde bulundurulup güçlü bir şekilde günümüz şartlarına cevap verebilecek örgütlenme modellerine gidilmelidir. Ancak bu gerçekleşirse Alevilerin kendilerine özgüvenleri sağlanmış olur ve kendileriyle barışık bir şeklide yaşayabilirler. Aksi takdirde tüketim toplumunun kurbanı haline gelir, başka inanç ve kültür anlayışlarına kayma olur. Alevililiklerini bırakıp başka birşey olurlar. Tam da bu noktada Alevi erkânlarının önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Örneğin: Cemevlerine gelen insanların, Matemi toplum ile yaşama ve bunun neticesinde müthiş bir rahatlama içinde olup umutlarının arttığını gözlemledik. Birçok insan Matem boyunca yaşanan toplumsal duyarlılıktan güç aldığını, bizlere yaptığımız görüşmelerde ifade ettiler. Toplumsal bir varlık olan insan için aidiyet dugusu hayati bir önem taşımaktadır. Bu manada “Biz hissi” ve kollektif bilincin oluşması kişilerin ruh sağlığı açısından büyük bir rol oynamaktadır. İşte bu unsurların oluşmasında Cemevlerinde yaşanan Matem dönemi büyük katkı sunmakta ve dolayısıyla Aleviler için motivasyon kaynağı olmaktadır.

Henüz çok genç bir örgütlenme tarihine sahip olan Alevi toplumunun dikkat etmesi gereken birçok konu bulunmaktadır. Avrupa’da 25 seneye yaklaşan bir örgütlülük yapısı mevcuttur. Bu ilk bakışta çok uzun bir zaman dilimiymiş gibi gözükebilir. Bir insanın hayatında kuşkusuz 25 yıl epey bir zamandır. Fakat toplum hayatında bu zaman süresi hiçbir şey değildir ve çok kısadır. Toplumsal gelişmeler buna göre doğal olarak zaman alırlar. Birçok olgu, inanıyoruz ki zaman içinde daha da yerli yerine oturacak ve Alevilerin de örgütlenmeleri istenilen düzeye getirilecektir. Alevi insanı kendine yabancılaşmak istemiyorsa mutlaka ait olduğu toplumu, geldiği inanç ve kültür dokusunu tanımak zorundadır. Aksi takdirde hangi eğitimden geçerse geçsin, hangi imkânlara sahip olursa olsun, özünü bulamaz ve kendine yabancılaşır. Sevgi ve muhabbeti esas alan ve insanı inancının tam merkezine oturtan, bu ulvi fikriyatı öğrenmekten, tanımaktan mahrum kalır.

Bundan dolayıdır ki Cemevlerinde inançsal pratikler ve Matem günleri gibi seremoniler, mutlaka yaşatılmalıdır. Gerek Türkiye’de gerekse Dünya’nın muhtelif yerlerinde mutlaka örgütlenmeye gidilmeli ve ciddi bir kurumsallaşma hayat bulmalıdır. Alevilerin deyimiyle “Allah-Muhammed-Ali” yoluna sahip çıkılmalıdır. İnanç öğeleri ve ritüeller yaşatılmalı ve geliştirilmelidir. Aleviliği Alevilik yapan unsurlar ve ilkeler ancak Alevileri bir arada tutabilir. İçi boşaltılan hiçbir düşünce uzun süre yaşama imkânı bulamaz ve sonunda toplumda çözülme ve başkalaşma kaçınılmaz bir hale gelir. İşte tam bu noktada örneğin: Muharrem ayı gibi kutsal günler, insanları biraraya getiren, onları birbirlerine kenetleyen bir harç işlevine sahiptir. Ritüeller ve inancın öğelerini tanımak Aleviliğin geleceği açısından son derece önemlidir. Çünkü her ne olursa olsun insan tanıdığı, bildiği şeyi sahiplenir. Tanımadığı bilmediği şeyin ise yabancısı olur. Bu anlamda Muharrem ayı, Alevi inancındaki maneviyatı yaşamının, onu öğrenmenin vesilelerinden birisidir.

[1] Doç. Dr. Bedri Noyan (Dedebaba), Bektaşilik Alevilik nedir?, s. 147

[2] Seyit Derviş Tur, Erkanname, s.153-154

[3] Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba, Bektaşilik Alevilik Nedir?, s.147

[4] Fuzuli, Saadete Ermişlerin Bahçesi (Hadikatüssüada), Maarif Kitaphanesi, İstanbul 1990, s. 506

[5] A.g.e. , s.510-511

[6] Asım Bezirci, Pir Sultan, s. 388

[7] Doç. Dr. Bederi Noyan Dedebaba, Bektaşilik Alevilik Nedir?, s.148

[8] A.g.e. , s.151

[9] A.g.e. , s.155

[10] Mehmet Yaman Dede, Alevilik, İnanç-Edeb-Erkan, İstanbul 1998, s.284

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s