ALEVİLİK

 ALLAH – MUHAMMED – ALİ ÜÇLEMESİ

Alevi inancını, Alevilerin deyimiyle “Yol’un” çerçevesini çizen ve özetleyen ana unsur “Allah – Muhammed – Ali” üçlemesidir. Yaptığımız incelemeler de özellikle “Alevilik veya Alevi” kelimesi ne anlama geliyor sorusuna verilen cevap genelde şöyle olmuştur:

Biz “Allah – Muhammed – Ali” diyenlerdeniz.

Bu durum Alevilerin inanç pratiğine, söylemlerine ve yazılı kaynaklarının tümüne yansımıştır. Cemlerde okunan bütün dua, gülbenk, düvazdeh imam, mersiye, nefes ve övgüler tamamen bu temel üzerine bina edilmiştir. Bir anayasa veya tüzük şeklinde düşünecek olursak, ilk ve değişmez madde olarak karşımıza, Allah – Muhammed – Ali paragrafı çıkar. Yol’a giriş ikrarı (sözü) verilirken, kendine bir canın (insanın) Aleviyim diyebilmesi için bu üçlüyü hem kalben hem de toplumun önünde kabul etmesi gerekmektedir.

Yol Kavramının Manası

Aleviler, inançlarını genelde Allah – Muhammed – Ali yolu olarak tanımlarlar. Bu anlamda “Yol” ilk önce girilmesi ve daha sonra ise gidilmesi gereken bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Yol eri, yol erbabı veya yol ehli gibi terimlerde, bu inancı kabul etmiş insanı, yani yolcuyu tarif etmektedir.[1]

Yol’un esaslarına göre Allah Tevhidi, Muhammed Nübüvveti, Ali ise Velayeti temsil etmektedir. Allah’ın varlığına ve birliğine, Hz. Muhammed’in peygamberliğine ve Hz. Ali’nin Velayetine inanmak, en temel kaide sayılmaktadır. Bu temel ilkeyi şematik olarak da şu şekilde verebiliriz.

  Allah                                  Muhammed                                       Ali

     Tevhid(Hakk’ın varlığına ve birliğine inanmak)

Nebilik Makamı(Hz.Resul’un peygamberliğine inanmak)

 Velayet   Makamı(Hz.Ali’nin Allah’ın Velî’si olduğunu kabul etmek)

Aleviler inançlarının bu ana unsurunu, Cem ibadetlerinde şu şekliyle çok açık ve net bir şekilde ifade ederler:

Hakk la ilahe illallah, Hakk birdir Muhammedün resulullah, Aliyyün Veliyullah”

Yaratıcının varlığından bir an olsun şüphe etmeyen Aleviler, Hz. Muhammed’i ve Hz. Ali’yi de candan sevdiklerini her fırsatta dile getirirler. İnançlarının bütün yapısı ve iskelesi bu üçleme üzerine kurulmuştur. Buna bağlı olarak da tasavvufi bir İslami yorum geliştirmişlerdir. Çoğu zaman Hz. Muhammed ile Hz. Ali’nin tasavvufi manada aynı nurdan yaratıldıklarını söylerler. Bu başta Hz. Peygambere ve Hz. Ali’ye duydukları sevgiyi, muhhabeti ve birbirinden ayrılmaz olarak gördüklerinin bir kanıtı durumundadır. Zaten tarihi gerçekler de Hz. Muhammed ile Hz. Ali’nin birbirinden ayrılmaz olduklarını gözler önüne sermiştir. Bu konunun daha iyi anlaşılması için bir kaç ayrıntıyı vermek istiyoruz. Hz. Muhammed miladi takvime göre 570 yılında Suudi Arabistan’ın Mekke şehrinde doğmuştur. Babasının adı Abdullah, annesinin adı ise Amine’dir. Peygamberin babası, o daha ana rahmindeyken vefaat etmiştir. Dünyaya yetim gelmiştir. Belirli bir süre, süt annesi Halime’nin yanında kaldıktan sonra, dedesi Abd’ül Muttalip, onu yanına almıştır. O da vefaat edince amcası olan, Ebu Talib Hz. Muhammed’i himayesi altına almıştır. Ebu Talib Hz. Ali’nin babasıdır. Böylece Peygamber çok uzun bir süre Hz. Ali ile birlikte vakit geçirmiştir. Daha sonra ise Hz. Hatice ile evlenmiştir. Bu evlilikten doğan kızını, yani Hz. Fatma’yı, Hz. Ali ile evlendirmiştir. Soyu bu şekilde devam etmiştir. Çünkü peygamberin diğer çocukları yaşamamıştır. İmam Hasan ve İmam Hüseyin, Hz. Peygamberin gözbebeğinden daha çok sevdiği iki torunudur. Ehl-i-Beyt’im dediği insanlardır. Hz. Muhammed’e kırk yaşında peygamberlik gelmiştir. Onun peygamberliğini tereddütsüz ilk kabul eden kadın Hz. Hatice ve ilk kabul eden erkekse Hz. Ali olmuştur. 23 yıl peygamberlik yapmıştır. Kuran-ı Kerim’de tam 23 senede tamam olmuştur. Hz. Peygamber ise 63 yaşında Hakk’a yürümüştür. Bu zaman zarfında ise bir kere dahi olsun Hz. Ali ile fikir ayrılığına düşmemiştir. Onu vasisi tayin etmiş, Ehl-i Beyt’in başı olarak görmüş,

“Ben kimin mevlası isem, Ali’de onun mevlasıdır”

demiş ve Hz. Ali’ye itaati ve saygıyı emir etmiştir. Fakat kendisinin Hakk’a yürümesinden sonra, Emevi zihniyeti özellikle Ebu Sufyan önderliğinde tekrar devreye girmiş ve Ehl-i Beyt’e doğrudan cephe almıştır. Bunun neticesinde ise Ehl-i Beyt ve taraftarları için çok uzun yıllar sürecek çileli ve zulüm dolu yıllar yaşanmıştır. Ebu Sufyan’ın oğlu Muaviye, Hz. Ali ile Sıffın da savaşmış, Muaviye`nin oğlu Yezit ise Hz. Hüseyin’i Kerbela‘da şehit etmiştir. Emevi zihniyeti, Alevilere göre İslamiyeti kendi çıkarlarına uyacak bir şekilde yorumlamış ve kullanmıştır. Hak tarafından indirilen dininin yerine, uydurulan bir din anlayışı geliştirmişlerdir adeta. On binlerce sahte hadis uydurularak, Ehl-i Beyt’e hakaret, zulüm ve kötülük yapılmıştır. Bu konuya daha sonraki bölümlerde çeşitli vesilelerle değineceğiz. Fakat burada Hz. Ali ile ilgili olarak bazı temel bilgileri aktarmak istiyoruz.

İmamların başı olan Hz. Ali bin Ebu Talib, milattan sonra 598’de Mekke’de doğmuştur. Peygamberin amcasının oğludur. Babasının adı Ebu Talib, annesinin adı ise Esed kızı Fatima’dır. Tıpkı Hz. Muhammed gibi Haşimiler kabilesindendir.

Hz. Ali çocukluğundan itibaren Peygamberin yanında büyümüş, Peygamberin koruyuculuğu ve bakımı altında yetişmiştir. Bütün yaşamı boyunca Peygamberin yanında yer almış ve ondan hiç ayrılmamıştır. Hz. Peygamber İslam dininin ilkelerini halka açıklamaya başlayınca, ilk önce Mekkelilerin tepkisiyle karşılaştı. Çevresinde onun getirdiği yeni inanca karşı direnmeler başladı. Durumun kötüye gitmesi üzerine Peygamber bir gece Mekke’den Medine’ye göç (hicret) etmek zorunda kaldı. Hz. Ali durumu belli ettirmemek için, o gece Peygamberin yatağına yatarak, onu korudu.[2] Peygamberi öldürmeye gelen Mekkeliler, Hz. İmam Ali’yi karşısında görünce şaşkınlık içinde geri dönmek zorunda kalmışlardı. İşte bu örnek Hz. Ali’nin Peygamberi ne kadar sevdiğinin bir kanıtıdır. Hz. Ali İslamiyet’in yayılma döneminde Peygamberin hep yanında olmuş, gerçekleşen savaşlarda canı pahasına büyük başarılar göstermiştir. Ayrıca Hz. Peygamber Imam Ali’yi “Gadir – i Hum” denen yerdeki konuşmasında, kendinden sonra imam ve Veli olarak tayin etmiştir. Diğer taraftan Hz. Peygamber, Hz. Ali’nin ilmini ve bilgisini her daim övmüştür. Örneğin şu ifadeleri kullanmıştır:

“ Ben ilmin şehri isem, Ali de onun kapısıdır.”

Hz. Ali bu bağlamda Alevilere göre daima bilginin kaynağı ve merkezi sayılmıştır. Zaten birkaç istisna dışında, bütün tasavvufi akımlar ve tarikatlar, soy kütüklerini ve fikirlerini Hz. İmam Ali`ye bağlarlar. Buna göre Hz. Ali batini ilmin gerçek sahibidir. Ermiştir, yüksek ahlak sahibidir ve bundan dolayı ona “Şah-ı Velayet” denmektedir. Görüldüğü üzere Hz. Muhammed ile Hz. Ali birbirlerine çok yakın olmuşlardır. Alevi toplumu onları adeta bir bütün şeklinde algılamış ve değerlendirmiştir. “Yol” diye tanımladıkları inançlarını da başta Allah’a inanmak olmak üzere Hz. Muhammed ile Hz. Ali birlikteliğini ve bütünlüğünü kabul edip, öyle adlandırmışlardır. Allah – Muhammed – Ali diyerek inanç yollarının çerçevelerini çizmişlerdir. Aleviler bu üçlemeyi temel alarak ritüellerini, felsefelerini ve kültürlerini geliştirmişlerdir.

Alevi Yol Büyüklerinin/Pirlerinin Anlatımı İle Allah-Muhammed-Ali Üçlemesi

Alevi inancı ve kültür hazinesi çok yönlü olmakla birlikte, geniş bir alanı kapsar. Buna rağmen, inanç yolunu karakterize eden öğelerin başında yukarda belirttiğimiz, Allah – Muhammed – Ali üçlemesi gelir. Bu üçleme Alevi-İslam anlayışının da çekirdeğini oluşturmaktadır. Ali yandaşlığına önemli bir vurguda bulunur ve belli bir pozisyon alır. Dışarıdan bir insan için bu üçleme basit bir sıralama gibi gözükse de Aleviler için gerek tasavvufi anlamda gerek ise Ali sevgisini ve taraftarlığını belli etmede önemli bir rol oynar. İslam ve tasavvuf tarihine bakıldığı zaman Allah – Muhammed – Ali üçlemesinin sıkça konu edilip işlendiğini, hatta tasavvufi akımların nerdeyse tamamının bu ana unsur etrafında geliştiğini görürüz. Kuran-ı Kerim’i batıni yönüyle yorumlayarak, Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak, onun insanda tecelli ettiğini kabul etmek, Hz. Muhammed’i mürşit, Hz. Ali’yi ise rehber bilmek bir Alevi’nin inanç dünyasında var olan en temel unsurlardan birisidir.

Bu konuyu özellikle Alevi yol büyükleri ve Pirleri eserlerinde belirgin bir şekilde işlemişlerdir. Fakat ilk önce Kuran-ı Kerim’de Allah’ın varlığını ve birliğini, ayrıca Peygambere inancı konu alan bazı ayetleri örnek vererek başlamak istiyoruz. Kuran, Allah’ın varlığına ve birliğine dair şu ifadeleri kullanmaktadır:

“ Kesinlikle hepinizin tanrısı bir tanrıdır. Başka tanrı yok, ancak o Rahman ve Rahim var.” (Bakara suresi, ayet 163)

“Deki: O Allah, birdir. Allah, o eksiksiz sameddir. Doğurmadı ve doğurulmadı. Ona hiçbir şey denk de olmadı” (İhlas suresi, ayet 1-4)[3]

Yukarda verilen iki ayete, Tevhidin ne kadar önemli olduğu açıkça beyan edilmektedir. Allah’ın varlığını ve birliğini ifade eden, bunlara benzer daha birçok ayet bulunmaktadır. Peygambere itaati ve inancı konu alan ayetler ile devam etmek istiyoruz.

“İnkâr edenler ve Allah’ın yolundan alı koyanlar var ya, Allah işte onların amellerini boşa çıkaracaktır. İman edenler, Salih amel işleyenler ve Rablerinden bir hak olarak Muhammed’e indirilene iman edenler var ya, Allah işte onların kabahatlerini örtecek ve durumlarını düzeltecektir” (Muhammed suresi, ayet 1–2)

“Kim Allah’a ve resulüne itaat eder, Allaha saygı besler, ona karşı gelmekten sakınırsa, işte onlar kazananların ta kendileridir” (Nur suresi, ayet 52)[4] 

Örnek verdiğimiz Kuran ayetleri bize net bir şekilde gösteriyor ki Allah’a inanmak ve Peygambere itaat etmek İslam dininin esası sayılmaktadır. Böyle olmasına karşın Hz. Peygamber’in Hakk’a yürümesinden sonra gelişen olaylar, Peygamber evladına reva görülen zulüm ve Ehl-i Beyt düşmanlığı, bunun tam aksini ortaya koymaktadır. Allah’ın ve peygamberin buyruklarına uyulmadığını, tarih hepimizin önüne çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Kerbela olayı, başlı başına bir hadise olarak bu durumu tüm çıplaklığıyla açığa vurmaktadır. Daha öncede belirttiğimiz gibi tamda bu tür sebeplerden dolayı, Aleviler Allah-Muhammed-Ali diyerek kendilerine tarihi seyir içinde bir pozisyon belirlemişlerdir.

Buda Ehl-i Beyt taraftarlığı ve Hak – Muhammed – Ali bağlılığıdır. Bu bağlılık Alevilerin birçok kaynağına da ciddi bir şekilde yansımıştır. Allah-Muhamed-Ali yolunu konu eden en önemli kaynaklardan birisi de, İmam Cafer-i Sadık Buyruğudur. Buyruk, Alevilerin inanç yolunu düzenleyen, edep-erkânı ve inançsal ritüelleri anlatan en önemli Alevi klasiklerindendir. Buyrukta bu konuyla ilgili şu ifadelere yer verilmektedir:

“Ve İmam Cafer Sadık Hazretleri buyuruyor ki: Ol kimseler ki Hazreti Resullahın ve Şahı Merdan Aliyyel Murtazanın evladına erişip biat kılsınlar ve iradet getirsinler, onlar din ve imana ve ikrara ve biata yetmiş olalar. Yolu erkânı makbul ola… “[5]

“ Zira ki yol ve erkân Muhammed Ali’den kalmıştır. Ol kimselerki talibi Muhammed Mustafadır ve talibi hanedanı Aliyyel Murtazadır…”[6]

“Zira, Muhammed-Ali’nin Yolu Hak Taala’nın nurudur. Ve hem evliyanın sırrıdır…”[7]

Buyruğun daha birçok yerinde “Yol” un Muhammed-Ali’nin yolu olduğu ve bunu kabul etmenin hak ve gereklilik sayıldığı önemle vurgulanmaktadır. Hz. Ali’nin Velayet konusuna ise Buyruk şöyle yaklaşmaktadır:

“ Imdi, la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyenlere vaciptir ki, Aliyyün Veliyyullah dahi diyeler. Emirülmüminin Ali’nin hakkında denmiştir…”[8]

Buyrukta anlatılan konuların nerdeyse tamamı “Allah-Muhammed-Ali Yolu” çerçevesinde anlatılmıştır. Verilen bilgiler ve anlatımlar, Yol’a ikrarı (sözü) esas alıp değerlendirilmiştir. Bu konuyu çokça işleyen diğer bir kaynak ise Alevilerin yedi Hak Aşığı olarak nitelendirdikleri, büyük saygı ve hürmet gösterdikleri ozanlarıdır. Bu ozanların isimleri şunlardır:

  • Seyyid Nesimi

  • Yemini

  • Fuzuli

  • Şah İsmail Hatayi

  • Virani

  • Pir Sultan

  • Kul Himmet

Biz burada adı geçen bazı ozanların şiirlerinden örnekler vererek, konuyu irdelemeye çalışacağız. Yedi Hak Aşığının, Allah-Muhammed-Ali üçlemesini, işleyiş biçimlerini görmüş olacağız. Bu ozanların en tanınmışlarından birisi elbette ki kuşkusuz Pir Sultan’dır. Alevilerin tamamı Pir Sultan’ı tanır, onu tartışma konusu yapmaz ve söylediklerini de ciddi bir şekilde önemser. Zaten şiirlerinin birçoğu da deyiş şeklinde Cemlerde okunur. Pir Sultan ile ilgili en güzel çalışmalardan birsini de, 1993 Sivas Katliamı’nda hayatını kaybeden değerli yazarlarımızdan birisi olan, Asım Bezirci yapmıştır. Asım Bezirci diyor ki:

“Pir Sultana göre, “Allah bir Muhammed-Ali Hak’tır. Her yerde hazır ve nazır’dır”. Her şeyi bilir. Çok güçlüdür, kurduğu yapı yıkılmaz. Cömert ve zengindir. Kendisine inananları korur. Bu özelliklerinden ötürü, Pir Sultan, Hak yolunu tutmuştur. Özünü Hakk’a bağlamıştır. Eserlerinde sıkça Allah, Hüda, Mevla, Kudret, Didar, Hak sözcüklerini kullanır. Özellikle “Hak” sözcüğü sık sık karşımıza çıkar. Üstelik yalnızca “Tanrı” anlamıyla değil, “hak, adalet, gerçeklik anlamlarını da kapsar…”[9]

Biz Pir Sultan’ın Hak-Muhammed-Ali’yi anlatan bir kaç şiirini vererek, konuyu daha da açıklığa kavuşturmak istiyoruz. Ulu Pirin diliyle konuyu dinlemek, insanı gerçekten heyecanlandırmaktadır. Bakınız Pir Sultan hangi dizeleri kullanmaktadır:

 Allah bir Muhammet Ali’dir Ali

Gel Muhammet Ali katarına gel

İsmin bu cihanda doludur dolu

Gel Muhammet Ali katarına gel

 

Serseriye sır kapısı açılmaz

Mürşit olmayınca müşkül seçilmez

Kılavuzsuz yedi derya geçilmez

Gel Muhammet Ali katarına gel

  

Gizlidir gizliden haber alınmaz

Gönle girmeyince sırlar bilinmez

Benlik ile Hakka kulluk olunmaz

Gel Muhammet Ali katarına gel

                          

Dökme bir su ile gönül alınmaz

Faraş ile supürgesi görünmez

Kul olmayınca sultanlık bilinmez

Gel Muhammet Ali katarına gel

 

Pir Sultan’ım münkir yola gelir mi

Kaplumbağa uçup menzil alır mı

Hiç mürşitsiz kişi Hakk’ı bilir mi

Gel Muhammet Ali katarına gel[10]

 

Diğer bir şiirinde ise Pir Sultan yine Allah’ın birliğine ve Muhammet Ali’ ye yer vermektedir. Allah aşkını, çok belirgin bir şekilde Pir Sultan’da görmek mümkündür:

Allah birdir Hak Muhammet Ali’dir

Anın ismi cümle âlem doludur

Bu yol Hak Muhammet Ali yoludur

Gel Muhammet Ali dergahına gel

 

Özünü arıtıp pak eyler isen

Umman budur bahri olup dalarsan

Hakk’ın didarını görmek dilersen

Gel Muhammet Ali dergâhına gel

 

Pir Sultan’ım eydür pervaz rahınden

Fetva budur çıkarırsan dilinden

Eğer aman diler isen Mehdi’den

Gel Muhammet Ali katarına gel [11]

Aşağıdaki şiirinde ise, bu dünyada her şeyden önce, gönül verdiği iki kişinin olduğunu belirtmektedir. Pir Sultan’a göre bunlardan birisi Hz. Peygamber, diğer ise Hz. Ali’dir.

Bu dünyada benim gönül verdiğim

Birisi Muhammet birisi Ali

Adına şanına kurban olduğum

Birisi Muhammed birisi Ali

 

Can bülbülü ne gezersin kafeste

Ali’nin sırrını söylen nefeste

Dünya kurulmadan oturan Postta

Birisi Muhammet birisi Ali

 

Pir Sultan’ım bu nefesi haklayan

Evliyanın gizli sırını saklayan

Sırat köprüsünün başın bekleyen

Birisi Muhammet birisi Ali [12]

Hakk’a duyulan aşk, Pir Sultan inancında hayati önem taşımaktadır. Hakk’ın aşkında yanmak ister ve yolundan ne pahasına olur ise olsun dönmeyeceğini belirtir.

Koyun beni Hak aşkına yanayım

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

 

Benim Pirim gayet ulu kişidir

Yediler ulu’su Kırklar eşidir

12 İmam’ın server başıdır

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

 

Kadılar müftiler fetva yazarsa

İşte kement işte boynum asarsa

İşte hançer işte kellem keserse

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

 

Pir Sultan’ım Arş’a çıkar ünümüz

O da bizim ulumuzdur pirimiz

Hakk’a teslim olsun garip canımız

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan [13]

 

Başka bir şiirinde ise Pir Sultan, Hak-Muhammed- Ali yolunun çok ağır sorumluluklarının olduğunu dile getiriyor. Rızalık esasına dayanan fakat çok büyük gayret ve emek isteyen bir inanç olduğunu vurguluyor.

Güzel âşık cevrimizi

Çekemezsin demedim mi

Bu bir rıza lokmasıdır

Yiyemezsin demedim mi

 

Pir Sultan’ım der Şahımız

Hakk’a ulaşır rahımız

12 İmam katarımız

Uyamazsın demedim mi[14]

Pir Sultan, Hz. Ali’ye duyduğu eşsiz muhabbeti ve sevgiyi de şiirlerinde çok güzel işlemiştir. İmam Ali’yi kendinden bir parçaymış gibi değerlendirmektedir. Onu kendi özünde bilmektedir.

Pir Sultan’ım şu dünyaya

Dolu geldim dolu benim

Bilmiyenler bilsin beni

Ben Ali’yim Ali benim.

 

Coşma deli gönlüm coşma

Coşupta kazandan taşma

Üç yüz altmış tane çeşme

Serçeşme’nin gönlü benim.

 

Pir Sultan kapına kuldur

Bunu bilmek müşkül haldir

Ali’nin ihsanı boldur

Şah-ı Merdan kulu benim.[15]

Görüldüğü gibi Pir Sultan, şiirlerinde Allah-Muhammed-Ali üçlemesini, 12 İmamlara bağlılığını ve yol’a sadakati sürekli konu etmiştir. Alevilik inancı Pir Sultan’ın yaşamı kadar sanatını da yönlendiren temel etkenlerden biri olmuştur. Pir Sultan bunu, içtenlikle bağlandığı inancını dile getirmek için yapmıştır.[16] Pir Sultan’ı sahip olduğu inancından soyutlayarak, ele alıp değerlendirmek olanaksızdır. Ulu Pir Alevi inancıyla özdeşleşmiştir.

               Aleviliğin diğer Hak Aşıklarindan biri olan, edebiyatı ve kurduğu Safevi devletiyle de tarihe mal olmuş Şah İsmail Hatayi’nin dizelerinden de örnekler vererek Allah-Muhammed-Ali konusunu aktarmak istiyoruz. Şah İsmail’in sunmuş olduğu eserler, yüzyıllardan beridir Alevilerce benimsenmiş, Cemlerde okunmuş ve Şaha karşı beslenen sevgi ve saygı her daim dillendirilmiştir. O dönem Osmanlı hükümdarlarının baskıcı politikalarına rağmen Şah İsmail’e karşı hep bir sempati duyulmuş ve birçok Alevi’de Şahı doğrudan desteklemiştir. Hak-Muhammed-Ali yolunu ve Ehl-i Beyt’i savunan Şah İsmail, 1514’te Çaldıran savaşında, Yavuz Sultan Selime yenilmiş, bu olay Anadolu Alevilerini de derinden etkilemiştir. Umutları kırılmış ve Osmanlının baskısı ve takibi altında çok zor dönemler geçirmişlerdir. Ulu ozan Şah İsmail’den Allah-Muhammed-Ali üçlemesini konu alan birkaç şiiri örnek vererek devam etmek istiyoruz.

              Burada özellikle Alevilik-Bektaşilik şiir Antolojisini hepimizin hizmetine sunan, değerli yazarımız İsmail Özmen’nin eserinden faydalandığımızı belirtmek isteriz. Bakınız Şah İsmail, Hak-Muhammed-Ali yoluna bağlılığı ne kadar da güzel ifade etmektedir. Yol`un Muhammed Ali’den öğrenildiğini söylemekte olup, 12 İmamları ve Hacı Bektaş Veli’yi de sevgiyle anmaktadır. Ayrıca Hz. Muhammed ile Hz. Ali’yi birbirinden ayrı düşünmemektedir.

Sufi mezhebimin nesin sorarsın

Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz

Gözlüye gizli yok ya sen ne dersin

Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz

 

Eğnimize kırmızılar giyeriz

Halimizce her manadan duyarız

Katarda imam Cafer’e uyarız

Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz

 

Biz tüccar değiliz alıp satmayız

Erkan gözetiriz yoldan sapmayız

Gönlümüz ganidir kibir tutmayız

Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz

 

Her kimin ki çerağını hak yakar

Mümin olanları katara çeker

Aslımız 12 İmama çıkar

Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz.

 

Muhammed Ali’dir kırkların başı

Uralım Yezid’e laneti taşı

Hünkar Hacı Bektaş Veli’dir eşi

Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz

 

Baharda açılır gonca gülümüz

Ol dergaha doğru gider yolumuz

12 İmam ismin okur dilimiz

Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz

 

Şah Hatayi’m eydür Muhammed Ali

Onlardan öğrendik erkânı yolu

Ali Muhammed’dir Muhammed Ali

Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz [17]

              Şah Hatayi bir başka şiirinde ise Allah-Muhammed-Ali üçlemesine şu ifadeleri kullanarak, yer vermektedir. Tek gerçeğin başta Allah’ın varlığı ve Muhammed-Ali olduğunu söylemektedir.

Men dahi nesne bilmezem

Allah bir Muhammed Ali

Özüm zulmete salmazam

Allah bir Muhammed Ali

 

Onlar bir kılavuz işler

Her dem doğru yola başlar

Üçler beşler ile işler

Allah bir Muhammed Ali

 

Hatayi bu yolda serdir

Serin verenler de erdir

Ayda sırdır günde nurdur

Allah bir Muhammed Ali [18]

Bir başka şiirinde ise Şah İsmail Hatayi, Tevhide dikkat çeker ve her şeyin başı olduğunu söyler. Evvel her ibadette, Allah’ın birliğine vararak, adını anmanın gerektiğini ifade eder.

 

Evvel ol Allah’ın adı söylenür

Cümle ibadetin başıdır tevhid

Pirim Şeyh Safi’den bize kalmıştır

Sofi kardeşlerin kanıdır tevhid.

 

Tevhid ile bitmez işler bitmiştir

Tevhid ile dünya karar tutmuştur

Tevhid ile talib Hakk’a yetmiştir

Dermansız dertlerin dermanı tevhid.

 

Mürebbisiz musahibsiz demensiz

İkrarından dönen yanar imansız

Yakın ihlas ile cağır gümansız

Şeyh Safi’nin armağanıdır tevhid.

 

Can Hatayi’m tevhid derya denizdir

Tevhid etmeyenler bizim nemizdir

Pirim Şeyh Safi’den sermayemizdir

12 İmamın erkânı tevhid.[19]

Şah İsmail Hatayi’nin ortaya koyduğu eserlerin nerdeyse tamamında Allah-Muhammed-Ali, 12 İmamlar, Alevi inancında etkili olmuş yol büyükleri ve yolun kendisi konu edilip, anlatılmaktadır. Tasavvufi yaklaşım belli ölçülerde ön plana çıkartılır. Aynı Pir Sultan gibi oda Hz. Muhammed ile Hz. Ali’nin aynı nurdan yaratıldığını ve daha varlık dünyası, yani kâinat yok iken, onların aynı nurdan Hak Teâlâ tarafından var edildiğini, sık sık söyler. Bu anlatım Ortodoks İslami akımlara (yani kuralcı, şekilci, kalıplar içinde düşünen) pek uymayan, daha çok Hetrodoks İslami akımlarda (yani esnek, şekilcilikten uzak, öze, manaya önem veren) bulunan bir anlayıştır. Bu konuyu ileriki bölümlerde ayrıca işleyeceğiz. Şimdi bu bölümde yine Aleviliğin yazınında çok saygın bir yere sahip, Yedi Hak Aşıklarından biri olan, Kul Himmet’ten örnek vereceğiz. En çok tanınan ve deyiş olarak da söylenen bir şiiriyle başlayalım. Bu şiirinde Kul Himmet özellikle Tevhid’i konu etmektedir.

Bugün bize Pir geldi, Gülleri tazeledi

Önü sıra Kanber’le, Ali Mürteza geldi

La illahe illallah

İllallah Şah İllallah

 

Ali Mürteza Şahım, Yüzüdür kıbleğahım

Miraçtaki Muhammed, Âlemde padişahım

La illahe illallah

İllallah Şah illallah

 

Pir dediler Ali’ye, Hacı Bektaş Veliye

Hacı Bektaş tacını, verdi Kızıl Deli’ye

La illahe illallah

İllallah Şah illallah

 

Kul Himmet üstadımız, Bunda yoktur yadımız

Şahımerdan aşkına, Hak vere muradımız

La illahe illallah

İllallah Şah illallah.[20]

Aşağıdaki şiirinde ise Kul Himmet, Allah-Muhammed-Ali üçlemesini ve muhabetini diğer islami unsurları örnekleyerek, dizelerine yansıtmaktadır.

Ta kalubeladan sevdik seviştik

Bizimle ezeli yardır muhabbet

Üstad mezarında ikrar konuştuk

Mü’mine kadim ikrardır muhabbet

 

Mahabbettir Lailahe illallah

Mahabbettir Muhammed Resullullah

Mahabbettir Ali Şah Veliyullah

Üç isim, manada birdir muhabbet

 

Allah, Muhammed Ali ortasında

Beytullah içinde Hak haznesinde

Kudret kandilinde aşk sahrasında

Cibrilin gördüğü nurdur muhabbet

 

Kudret kelamını söyler Cebrail

Rıza lokmasını sunar Mikail

Canı cana ulaştırır Azrail

İsrafil ağzında surdur muhabbet.

 

Kul Himmet’im makam özge makamdır

Mahabbetin mihri 12 İmamdır

Güzel Şahın huzurunda tamamdır

Hakikat vasil-i yardır muhabbet.[21]

Aynı şekilde Kul Himmet’inde bütün şiirlerinin merkezinde Allah-Muhammed-Ali sevgisi bulunmakta ve özellikle Hz. Muhammed’in peygamberliğine ve Hz. Ali’nin Veliliğine işaret edilmektedir. Diğer bir Hak Aşığı, Virani’nin iki şiirinden de örnek vereceğiz ve Virani’nin konuyu nasıl ele aldığını görmüş olacağız. Bilindiği üzere Virani de Alevi inancının sevilen ve sayılan Yedi Hak Aşığından bir tanesidir.

Kudret kandilinde parlayıp duran

Muhammed, Ali’nin nurudur vallah

Zuhur edip kâfir leşkerin kıran

Elinde Zülfikar Ali’dir billah.

 

Elin Zülfikar altında Düldül

Uğrunca Kanber’in dilleri bülbül

Hz. Fatima cennette bir gül

Ona bizim dedi Hak Habibullah.

 

Virani’yim nizam var üstaza

Elinde Zülfikar hem ehl-i gaza

Bin bir dondan baş gösterdi Murtaza

Biz dahi bir bölük tuttuk eyvallah.[22]

 

Virani, Hakk’ın birliğini ve ona olan inancı, aşağıdaki dizelerde, yine çok güzel ve mana yüklü bir şekilde işlemiştir.

Gel beri gel doğruye

Meyil verme eğriye

Verme gönül gariye

La illahe illallah.

 

Derviş-i Viran benem

Emirine ferman benem

Zikr eden her an benem

La ilahe illallah.[23]

 

Allah-Muhammed-Ali üçlemesi ve sevgisi, Alevilerin Hakk`a yürüme erkânlarında da (cenaze törenlerinde) büyük ölçüde dille getirilir. Örneğin: Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF), inanç kurulu tarafından hazırlanan “Hakk`a yürüme Erkanı kitapçığında” konu şu şekliyle ele alınmaktadır:

  1. Tehvid (Allah’ın birliğine inanma)

  2. Gelmiş, geçmiş peygamberlere ve ahir zaman peygamberi Muhammed Mustafa’ya inanma

  3. Ehl-i Beyt’e ve 12 İmamlara salavat verme

  4. Hakk’a yürüyen kişi için Gülbenk ve selamlama

“Hakk birdir, Muhammed Mustafa Hakk’ın elçisidir ve Aliyyel Mürteza Hakk’ın Velisidir. Ey yüce Allah’ım, senin kudretin sonsuzdur. Sen mürvet kanisin, sayısız âlemleri yaratan sensin. Cümle canlar nihayetinde sana döneceklerdir, şefaat kani olan sensin. Erler, Evliyalar, Enbiyalar yüzü suyu hürmetine, yönünü sana dönmüş, sana gelen bu canın kusurlarını bağışla, ruhunu şad eyle yarabbim! Dualarımızı, Ehl-i Beyt’in yüzü suyu hürmetine dergâhı izzetinde kabul eyle. 12 İmamlar hakkı için, Kırklar hakkı için, Ehl-i Beyt’e ikrar verenler için sana dönen bu canımızın kusur ve eksikliklerini sen bağışla ya Rabbi…

Hakk la illahe illallah, Hakk birsin Muhammedün Resullullah, Aliyyün Veliyullah, Ehlibeyti Keremullah, mürşid-i Kamilullah, şefaat kıl ya Resullullah.”[24]

Görüldüğü gibi Hakk-Muhammed-Ali üçlemesi, Alevilerin cenaze merasimlerine de çok geniş bir şekilde yansımıştır. Şimdiye kadar verilen örneklerin tümünde Allah-Muhammed-Ali üçlemesini, Alevi Pirlerinin eserlerinde çok net bir şekilde işlediğini gördük. Yol uluları bu konuyu kendi ağızlarıyla, eserlerine nakış nakış eşsiz bir güzellikte işlemişler ve bu uğurda bedel ödemekten de kaçınmamışlardır. Biz verdiğimiz bu örneklerle Hakk-Muhammed-Ali sevgisini ve Alevi edebiyatına etkisini kısaca irdelemeye çalıştık.

Bu örneklerle açıklığa kavuşturmak istediğimiz asıl nokta ise şudur; Kişiye göre Alevilik tanımlamalardan ziyade, yani “bana göre, sana göre” anlatımlardan ziyade, yol ulularının anlatımıyla ve eserlerinde verdikleri mesajlarla, Aleviliği, Allah-Muhammed-Ali örneğinde olduğu gibi anlamak ve anlatmak durumudur. Verilen örnekler dikkatli incelendiğinde ana temanın Allah-Muhammed-Ali yolu olduğu çok açık bir şekilde görülecektir. Buna göre yolun ismi Allah-Muhammed-Ali yoludur. Diğer bütün ritüeller, seremoniler, düşünceler, uygulamalar vs. bu temel üzerine gelişmiştir. Olayları olduğu gibi ortaya koymak, bilimsellik açısından son derece önemli ve erdemli bir davranıştır. Yoksa konuyla ilgilenen bazı kişi ve kuruluşların yaptığı gibi, kendi siyasi düşüncelerini, Alevilik inancıymış gibi yorumlayıp, yaymaları doğru değildir. Daha konuya başlamadan kendi işine yarayacak bazı Alevi öğelerini, bir ayıklamanın sonucunda değiştirerek veya hiç olmayacak anlamlar yükleyerek anlatmaları, son derece zararlı ve dürüst olmayan davranışlardır. Alevi inancını bugünlere taşıyan çok kıymetli ve bütün insanlığa mal olmuş yol büyükleri dururken, Aleviliği başka hiç kimseden öğrenmemize gerek yoktur.

Aleviliği, Alevi Pirlerinden, Alevi inancını kabul edip bunu yaşayanlardan ve öz kaynaklarından (örneğin Buyruk, Makalat vs.) öğrenmemiz izlenecek en uygun ve mantıklı yöntemdir. Birinci derecedeki kaynaklara başvurulması, her zaman bir meseleyi anlamak açısından hayati önem taşımaktadır. Bu konuya dikkat çekmemizin sebebi ise Alevilerin örgütlü yaşama yeni geçmelerinden ve bazı imkânlardan yoksun kalarak, meydana gelen sorunları yaşamalarıdır. Birçok insan ve kuruluş buna bilinçli veya bilinçsiz dâhil olmaktadır. Aleviler ile ilgili son yıllarda birçok yazı yazılmakta medya da bilim çevrelerinde ve özelliklede siyasiler tarafından bu konu tartışılmaktadır. Herkes bir şeyler söylemekte. Fakat bu tartışmalara Aleviler maalesef kısıtlı bir düzeyde katılma imkânı bulabilmekteler. Tarihi ve toplumsal şartlardan kaynaklanan mağduriyetleri sebebiyle, güçlü örgütlenmelere sahip olamamışlar ve toplumun çeşitli alanlarında etkili olamamışlardır. Örneğin, güçlü medya kuruluşlarına sahip olup inançlarını ve dertlerini anlatma fırsatı bulamamışlardır. Gerçi buna rağmen son yıllarda yeterli olmasa da, Alevilik bağlamında bazı olumlu gelişmelerde gözlenmektedir. Yürütülen örgütlü çalışmalar sonucunda, saklı olan Alevilik gün ışığına çıkmış ve tartışılmaya başlanmıştır. Yukarda belirttiğimiz durumdan kaynaklanan en önemli sıkıntı ise Aleviliği yaşayanların dışında nerdeyse herkesin, Aleviler hakkında konuşması veya onların inançlarını ve kültürlerini tanımlaması gibi olumsuz gelişmelerin yaşanmasıdır.

İşte tam bu noktada Alevi inancının en temel unsurlarını öğrenmek ve gelecek kuşaklara taşımak büyük önem arz etmektedir. Yol ulularının eserlerini okumak, gerçek manada Aleviliği yaşayanları gözlemlemek, inceleme ve araştırma yapmak, geleceğe dair herkese mutlaka ışık tutacaktır. Çoğu yazar Aleviliğin dağınık olduğunu ve birçok yönüyle yoruma açık olduğunu düşünmektedir. Bu durum elbette ki belli bir ölçüde her inanç topluluğu ve fikir akımı için geçerlidir.

Fakat bu Aleviliğin genel ilkelerinin veya yapısının olmadığı anlamına gelmez. Bize göre Alevilik inancı kendi içinde son derece derli toplu olup, inanç esasları belli, amaçladığı kâmil insan modeli ile perspektifini ortaya koyan bir inanç ve kültür bütünlüğüdür. Örneğin işlediğimiz konuyu, yani Allah-Muhammed-Ali yolunu, Hz. İmam Cafer-i Sadık`ta, Hacı Bektaş Veli`de, Şah İsmail Hatayi’de, Pir Sultan’da Kul Himmet’te ve bugün yürütülen Cemlerde de değişmez bir unsur olarak yoğun bir şekilde bulmak mümkündür. Daha net ifade edecek olursak, kendine “Alevi’yim” diyen bir insanın bu inancın yol kurallarına göre, Allah-Muhammed-Ali yoluna talip olması ve ikrar vermesi gerekmektedir. Yol uluları da bu durumu kendi eserlerinde çok açık bir hakikat olarak ortaya koymuşlardır. Elbette ki bu durum, Alevilik inancını gerçekten benimsemiş ve özüne uygun yaşayan insanlar için geçerlidir.

 

Alevi-İslam Anlayışını Özetleyen En Önemli İlke ve Bunun Sosyal Psikolojik Etkisi

Allah-Muhammed-Ali üçlemesi Aleviler için tam anlamıyla vazgeçilmez bir ilke konumundadır ve Alevilerin inancını en yalın haliyle özetler. Bu vazgeçilmez ilkenin ortaya konması, özellikle Aleviliğin tanımlanması ve anlaşılması açısından çok önemlidir. Görüldüğü üzere, Alevilik tarihinin her döneminde, toplumsal koşullar ne olursa olsun, bu ana düşünce, büyük bedeller ödenmesine rağmen, her zaman canlı tutulmuş ve muhafaza edilmişdir. Zamanın üstünde ve her çağda kabul görmüş bir olgudur. 13. veya 16. yüzyılda yaşayan bir Alevi içinde Allah-Muhammed-Ali üçlemesi aynı manayı taşıyordu, bugün yaşayan Alevi içinde durum farklı olmayıp, aynı manayı taşımaktadır

Üç’ler diye de tabir edilen bu olgu, Alevilerin nazarında kutsallığından ve onlara duyulan hürmetten hiçbir şey kaybetmemiştir. Ayrıca bunun böyle olması içinde Aleviler yoğun bir çaba göstermişlerdir. Edebiyatlarına, müziklerine ritüellerine ve inançsal pratiklerine bunu nakış nakış işlemişlerdir. Bu anlayış Alevilerin sosyal psikolojilerine adeta perçinlenmiştir. Her Alevi üçlerin kim olduğunu bilir ve Allah-Muhammed-Ali üçlemesini birlikte anar. Böylece nasıl bir İslami anlayışı benimsediğini daha doğrusu kabul ettiği unsurların çerçevesini çizmiş olur.

Bu üçleme dışında bir Alevi için İslamiyet tarihi içinde her şey tartışmaya açıktır. Tek tartışmaya kapalı olan ana öğe bu üçlemedir. Bunu reteden bir Alevi düşünülemez ve ikrarından dönmüş olarak kabul edilir. Zaten yola giriş ancak Allah-Muhammed Ali’yi kabul etmekle olur ve bütün ikrar, yemin töreni bunun üzerine kuruludur.

İkrar törenin amacı ise toplum önünde bir psikoloji oluşturmaktır. Herkesin gözü önünde söz vermektir. Sosyal psikolojik açıdan bir Alevi için en kötü ve olumsuz davranış ise ikrardan dönmektir. Böyle bir duruma düşmeyi hiç kimse istemez çünkü çok ağır yaptırımlarla karşılaşılır, örneğin: toplumdan dışlanıp, izole edilebilinir. İkrar konusuna daha sonra ayrıntılı bir şekilde değineceğimizi belirtelim.

Bilindiği üzere toplumlarda kişilerin sahip oldukları sosyal statüler çok önemli roller oynamaktadır. Her birey toplum içindeki statüsünü korumak ister çünkü bu onun değerini gösterir. Bu bağlamda bir Alevi’nin de statüsünü koruyabilmesi için ikararından dönmemsi icap eder. Aksi takdirde toplum nezdinde değersiz bir hale gelir ve buda mutsuzluğa yol açar. İşte burada sosyal psikolojinin kişiler üzerindeki etkisini bir kez daha görmekteyiz.

[1] Esat Korkmaz, Ansiklopedik Alevilik Bektaşilik Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1993, Ant yayınları, s.380

[2] İsmet Zeki Eyüboğlu, Tasavvuf Tarikatlar Mezhepler Tarihi, İstanbul 1997, Der yayınları, s. 92

[3] Kuran-i Kerim Meali, Elmalılı M. Hamdi Yazır, (Sadeleştiren: Doç. Dr. Mustafa Özel, Dokuz Eylül

   Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, 2008)

[4] A.g.e., Kuran-i Kerim Meali

[5] Buyruk, (Hazırlayan) Sefer Aytekin, 1958, s. 17

[6] A.g.e., s. 26

[7] A.g.e. , s.33

[8] A.g.e. , s.92

[9] Asım Bezirci, Pir Sultan, Can yayınları, İstanbul 2003, s. 82-83

[10] A.g.e. , s.152

[11] A.g.e. , s.153-154

[12] A.g.e. , s.187

[13] A.g.e. , s.321

[14] A.g.e. , s.275

[15] A.g.e. , s.341

[16] A.g.e. , s.80-81

[17] İsmail Özmen, Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi, 2. cilt, Saypa Yayın, 1995, s.155

[18] A.g.e. , s.163-164

[19] A.g.e. , s.167-168

[20] A.g.e. , s.330-332

[21] A.g.e. , s.327-328

[22] A.g.e. , s.455-456

[23] A.g.e. , s.467

[24] Hakk´a Yürüme Erkanı, AABF-Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu inanç kurulu, (AABF Yayınıdır) Köln

2009, s.23-24

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s